31 Aralık 2011 Cumartesi

a christmas carol


geçen sene yılbaşı gecesini şöyle bi düşündüm de...
odamda tek başımaydım..kafam oldukça kıyaktı..bikaç bira bi şişe de ucuzundan şarap içmiştim..cips vesair ile
doğal olarak da midemde taklalar atmıştı.
hemen çok nefis bi parça açtım:


this is the end..beautiful friend..
this is the end.my only firend the end.
no safety or surprise the end..
I'll never look into your eyes..again..


ben yeni yıla jim morrison la birlikte girmiştim ve yalnızdım.
sonra bütün bir sene jim morrison' ı sevdim ve onu dinlemekten sıkılmadım.
sıkılmıyorum.


fakat yalnızdım işte.
terkedilmiştim 2.kez.
farklı insan tarafından.,
yani hayatımda 2.kez tadıyordum bu duyguyu.
sıkıcıydı.
bok gibiydi.
neşesiz bir durumdu.




sonra jim'le birlikte uçmaya başladık..
herşeyin sona erdiğini söylüyordu o hüzünlü ses..
artık daha fazla sürpriz yoktu ve tekrar gözlerime bakamıycaktı.




bir romanda kaybolduk hepimiz..
ve bütün çocuklar çıldrmıştı.




yaz yağmurunu beklerken..
yılanı sür antik göle..
yılanı eski göle sür,yönlendir onu.




bizi çağıran bizi bekleyen mavi otobüs..
ah jim ne kadar da çılgın ve umursamazsın..ve ..
beni deli ediyorsun..
sanırım sen mükemmelsin.
mükemmeliğin tanımısın..
of kafam çok güzel evet..
kıvrılıp giden bir yılan
aklını kaybetmiş çocuklar..,




ve sonra bi adam geldi..
sadece geldi..
artık yalanların sonuydu..
o gece ölmeyi denedik..
o gece ölmeliydim.


bu son..
son..




19 Aralık 2011 Pazartesi

kıyak.






 sanırım annemin de  sürekli dediği gibi,"halası kılıklı,koca delisi olucak bu kız da."..gibi bir insan olma yolunda ilerliyorum.napayım aşık olmak suç mu oğlum?..ayrıca sevmek suç mu ağbilerim,ablalarım ha?..
 daha da iğrençleşmeden yazıma bir Bukowski alıntısıyla başlamak istiyorum:



"...

Tanrı senin yatakta uzanmış halini yarattığında
ne yaptığını biliyordu
sarhoştu ve kafası kıyaktı
ve sonra dağları ve denizi ve ateşi
aynı anda yarattı

bazı hataları oldu
ama senin yatakta uzanmış halini yarattığında
tüm Kutsal Evren' in üzerine boşaldı. "


bu güzel şiirimiz,bu naçizane şiirimiz Chinaski 'nin "Suda yan ateşte boğul" adlı kitabında bulunmaktaymış.bu bilgiden sonra dönelim benim yazdığım şiir tarzı şey'e.



çok güzel kokuyorsun.

avuçlarım terliyor.
terlemelerine engel olamıyorum.
ve ayak parmaklarım da öyle..
kalbimin hızlı atmasına engel olamıyorum.
midemde oturmuş kalmış sıcak bi ağrı var.
müziğin ritmiyle kendimi kaybediyorum.
yazıcağım şeyleri bulamıyorum
fakat yine de pes etmiyorum.,
çünkü kafam çok güzel.
fena halde güzel..
kalbime saplanan bi ağrı var.
peşindeyim
tam arkanda
seni buldum.
bırakmaya niyetim olmadığını görüyorum.
tam da peşinsıra geliyorum.
benim olacağını düşünüyorum.
sana dokunuyorum
ve evet işte şimdi sana sahibim.
evet bu doğru.



18 Aralık 2011 Pazar

bir parça lityum





çok mutluyum
çünkü bugün arkadaşlarımı buldum,
kafamın içinde.
çok çirkinim,önemli değil
çünkü sen de öylesin.
aynalarımızı kırdım.
hergün bir pazar sabahı,
bütün umursadığım.
ve korkmuyorum
şaşkınlık içinde yaktım mumlarımı
çünkü tanrı'yı buldum

evet.

çok yalnızım,mühim değil.
kafamı tıraş ettim.
ve üzgün değilim.
ve belki de
duyduklarımdan suçlanacak kişi benim.
emin değilim.
çok heyecanlıyım
seninle orada buluşmak için sabredemiyorum
ve umrumda da değil.
çok azdım,merak etme
niyetim kötü değil.

evet.

bu hoşuma gidiyor delirmiycem.
seni özlüyorum delirmiycem.
seni seviyorum delirmiycem.
seni öldürdüm delirmiycem.!



**nirvana-lithium parçasının kendimce çevirisidir.orijinal bir metin değildir.

10 Aralık 2011 Cumartesi

filtre kahve






adamla kadın oturmuşlardı bir cafe'ye
birer kahve söylemişlerdi doğal olarak
birer de sigara yakmışlardı üstüne 
en yakıcısından
üstelik kapalı alanlarda sigara içmek artık yasaktı
fakat yasaklar bilindiği üzere delinmek içindi
yırtılıp delinen yasaklar..
çarşaf gibi
ya da zar gibi
öyle bir şey işte.
adam çocukluğundan bahsediyordu,
sıradan bir adamdı.
herhangi birisi gibi.
sıradan ihtiyaçları vardı;
ekmek,su,gazete..
kadın da sıradandı 
fakat belki biraz kafadan sıyrıktı.
konuşuyorlardı.
günlerce gecelerce yıllarca konuştular
bir yüzyıl geçmişti aradan.
sonra adam bir durup soluklandı
kadının gözlerinin içine baktı:
benim misin?
diye sordu.
kadın:
evet.
diye cevapladı.
bir sigara daha yakalım mı?
-olur.
diye yanıtladı kadın.
bir asır boyunca adam çocukluğundan bahsetmişti,
kadın ise dinlemişti sadece.
susuyordu.
adamın gözlerine bakıyordu.
sonunda adam:
sen neden hiç konuşmadın?
diye bir soru yöneltti.
kadın:
sana ait olup olmadığımı sorman için bir yüzyıl bekledim ya.sanırım,hayır sanmıyorum eminim,seni sonsuzluk boyunca da bekleyebilirim.sadece tek bir kelimeni duymak için bile..
adam duyduğu cevaptan tatmin olmuş bir şekilde gülümseyerek:
öyleyse hesabı ödeyelim ve kalkalım.
çıktılar mekandan.
fakat başları öne eğik değildi.
çünkü yağmur yağmıyordu.
sadece biraz hava kararmıştı.
...
kadın sabaha doğru uyandı sıcacık yatağında
şöyle bir gerindi.
yanında adam vardı.
sıradan fakat onun olan,sadece onun olan adam.
gülümsedi.
ona sarılarak,uykusuna kaldığı yerden devam etti.




4 Aralık 2011 Pazar

ali bale yapıyor.


mini mini inciler,küçük küçük sevimli mi sevimli inciler dökülüyor bendenizden:

  • kim gardaşyan(?) Kars'lıymış..."bana ne ulan elalemin karısının şeyi beni mi gerdi?" dedim anında. bizim türk erkeklerinin de yaptıkları dedikodunun seviyesinin yerle yeksan olması acınası bir durum. bugün ben ve kendim, karaköy iskelesinde köşedeki büfenin önünde sevdiceğizimi bekliyorduk,bir an gözüm kenara yığılı gazetelerin manşetlerine ilişti.bizim sevgili kars ilimizdeki adamlar tutmuş bu hatunun fotosuyla grup fotosu çekilmiş, bir yandan da hatunun Kars asıllı olduğunu bir yerlerden öğrenip(doğru mu gerçek mi tam bilemiyorum,ilgilendirmiyor),"bizim köyün diğer kadınları gibi güzelmiş,bekleriz köyümüze..hebele hübele.."gibi apır sapır konuşmuşlar.şimdi insanlarımızı ezmek falan değil niyetim kesinlikle.beni bilen bilir.ama tutup da bilmem kaç milyon dolar ya da benim gerçekte göremiyeceğim para birimlerinde kazanan bir hatun,tutup da ülkemizin naçizane şehri soğuk mu soğuk Kars'a gelir mi?...yorumsuz.

  • grup fotosu deyince de bir garip geliyor kulağa.ne biliyim.

  • bak ne istiyorum aslında ben biliyor musun?şunu istiyorum ki,şöyle ki,..aslında sevgilimle retro bir dünyada yaşasaydık her şey şu anda olduğundan zibilyon kat daha güzel olabilirdi..mesela ki yani;şimdi bir düşünün..sevgilim olan zatla american diner masa örtüsü serili bir masada(!)ki kelime tekrarı garip kaçtı galiba,oturmuş yemeklerimizi yiyip bir yandan gülüp eğleniyor hoşbeşle vakit geçiriyor bir yandan da yemek sonrası lucky strike'larımızı tüttürüyor iken ,ha bu arada neden lucky çünkü mad men dizisine istinaden,anladın sen onu(!),sahnede pek muhterem zat Sinatra o ölümcül derecede hoş sesi ve kahrolası şekilde anlaşılır ingilizcesiyle bize epik şarkılarını söylüyor..sanırım bu hayal beni öldürebilir şuan ..çünkü öyle güzel ve sürreal ki..sonra muhteşem ingilizce öğretmenim sinatra'nın yerini pin-up kızları alıyor ve alinin ağzı açık bakakalırken onlara,ben elimdeki daniels dolu kadehi suratına fırlatıveriyorum.daha doğrusu kadehi değil içindeki sıvıyı.yanlış anlama olmasın..ve hayal burada sona eriveriyor..bütün saz arkadaşlarıma yazımda bana katkıda bulunan kalemdaşlarıma teşekkür ederim.falan fıstık.

  • yok lan şaka! hepsini bizzat ben çiziktirdim.mucuk.

bu arada ali gerçek bir karakterdir..bak valla diorum lan..inanmıon mu? hatta yazımı ona ithaf ediyorum bile.
ettim bile.
nökta.

22 Kasım 2011 Salı

güve

hayatta her seferinde bir şeylere yetişemezken buluyorum kendimi son bir kaç gündür..
okula geç kalıyorum,otobüse geç kalıyorum,ödev yapmaya geç kalıyorum,sınava geç ka...
bu tür kısır döngülerden nefret ederim ben esasen.
fakat aksiymiş gibi de inatla yüzüme yüzüme çarpar  bu kısır döngüler,
içinde sıkışıp kalırım,nefessizlikten boğulurum sonra da.

günün sonunda beynimi boşaltıp rahatlatamıyorum bir türlü,
sürekli kurcalayan bir şeyler var onu.

oldukça fazla yoruluyorum,
hissizleşmekten korkuyorum en çok.
ve en çok da yorgun ve stresli olduğum anlarda hissizleşiyorum.

ve james hetfield'ın şarkının "o" kısmını  pour that misery down on me 
olarak değiştirmesi kadar eğreti şuan her şey.
oysaki doğru sözcük that değil your'du.

ve her şey bir radiohead şarkısı kadar gri.
aşkı tasvir etmeye çabalarken bile bunalımlı,
biraz ergensi..
umutsuz,
çaresiz.

ve sonra her şarkıda olduğu gibi bir patlama anı olur,
melodi yükselir,
şarkı ilahileşir,
sözlerle kendinden geçersin..
ve sonra şarkı sona erer.
yükselmiş adrenalininle kalırsın bir köşede
çivi gibi.
durgun bir çivi.

aslında bugün e5 yolunda o kazayı görmeseydim bu sıkıntının hiçbiri olmayacaktı.
üstlerine battaniye kapatılmış bedenler..
ölü mü yoksa hala hayattalar mı belirsiz..
ve ambulanstan inip koşturan görevliler..
yine de hala birilerini kurtarmaya çalışan,onlar için koşturan insanlar var dedim kendime..
gözardı ederek geçip gitmeyen insanlar..
bir an tüylerim diken diken oldu..
saniyeler sonra otobüsle birlikte ben de geçip gittim o sahnenin önünden..
yapacağım bir şey yoktu.
tek bir şey dahi..
sadece şahit olmak
ve geçip gitmek...

21 Kasım 2011 Pazartesi

badem şekeri

bazıları ortalarda dolanıp duruyor öylece.
süzülüp gidiyorlar.
oysa ki hiçbir şeyden haberleri yok.
hisleri yok her şeyden önce,
duyguları yok.
manen zaten olmayan bir insandan bahsetmek de önemsiz olur öyle değil mi?
ve hala da yaşadıklarını zannediyorlar öyle mi?
gülümsemeleri ucube,
kahkahaları yapmacık,
velhasıl sıkıldım bu insanlardan;
çünkü beni zehirliyorlar yakınlarında olduğumda,
bana da bulaştırıyorlar bu pisliği.
nasıl beceriyorsunuz böyle güzel rol yapmayı?
yapmacıklığın da bokunu çıkarmışsınız esasında.

peki sevgili Kurt Cobain o güzel Dumb şarkısının başlangıcında diyorsun ya hani;


I'm not like them
But I can pretend..



sen nasıl becerdin -mış gibi yapmayı?
onlardan biri olmadığını bildiğin halde,
rol yapmayı istemeyerek mi benimsedin?
belki de şarkının bitişinde söylediğin gibi;
sadece aptal'dın..










*ne zaman nirvana dinlesem bunalıma giriyorum. 

19 Kasım 2011 Cumartesi

şiddet mi, o da ne ?

sizin de gözlerinizi kapattığınız an(ışık alan bir mekanda),gözlerinizin önünde norman bates'in kafasında perukla, öldürdüğü yaşlı annesinin kılığına büründüğü ve eline bir bıçak alarak banyo perdesinin önünde,içeride duş alan hatunu öldürmek için ayakta dikildiği sahne gelmiyor mu??  
benim tam olarak bu sahne geliyor.abartmıyorum.bir kaç zamandır böyle bu durum.fakat bu görüntü sadece siluetinden ibaret norman'ın.yani bir türlü harekete geçip de gereken fiili yerine getiremiyor kahramanımız.sadece elindeki bıçağı kaldırarak öylece bekliyor..vaktinin gelmesini bekliyor belki de.gerekli şartların oluşmasını,koşulların,durumun gelişip en uygun seviyeye gelmesini vs.
 
bazen gerçekten de seri katillere,psikopatlara,gangsterlere,ya da toplumun her türünü lanetlediği,suçlu insan profiline hak veriyorum.tabi toplum bu kişileri lanetlerken ya da kınarken,bunda samimi ya da rol yapıyor da olabilir.bunu bilemiycem.ayrıca merak da etmiyorum.benim hak verme meseleme gelince,yani aramızdan hangi birimiz bir güncük olsun,nefret duyduğu ya da sebepsizce uyuz olduğu birini boğazlamak istememiştir ki? yani ümüğünü sıkmak gibi bir terim bile var mesela dilimizde.peki nereye kadar rol kesip,gerçek niyetlerimizi saklayabiliriz ki? şiddettin hayatımızın bir parçası olduğu ve içimizde ilkel,gelişmemiş,insanlaşmamış bir takım dürtülerimiz olduğu gerçeğini kim inkar edebilir?bana göre bunu inkar edenler ve masum rolü yapanlar sadece -mış gibi-yapan insan türüdür ki zaten bunlardan bir bok olmaz.

insan bazen öyle ruh halleri içine giriyor ki,"hani şu gore filmler'deki gibi bir elektrikli testerem olsun,önüme çıkan masum ya da suçlu herkesi doğrayayım ya da götlerinden kazığa oturtayım veyahut kafalarını baltayla uçurup tekrar ölü götlerine sokayım"gibi cümleler kuruyor istemli ya da istemsiz.ve bunları düşünmek için de illa da olumsuz bir şeyle karşılaşmanız gerekmiyor.yani şöyle ki  o insanın o köşede size hiçbir şey yapmadan sessizce oturması bile size batabilir,ve bütün şeytanlarınızı başınıza toplayabilir,hatta beynini pompalıyla uçurmak isteyebilirsiniz o şahsın.oysa ki o şahıs hiç bir şey yapmadan bir köşede oturuyordur.aslında sorun da budur ya.hiçbir şey yapmıyor olması...hiçbir osuruğa dahi yaramaması.

her neyse,benim özetle bugünkü ruh halim budur.ilk defa yazımda bu kadar çok argo cümle kullandım.napayım içimden gelen buydu.
buarada:aslında the shining afişi yerine norman bates'in yazının başında tasvir ettiğim halinin resmini koysam da olurdu.ama koymadım.zevk benim değil mi?..iyice çirkefleşmeden bu sayfayı terkediyorum.

2.bir not:yazıyı yazarken fonda the misfits'in helena'sı çalıyodu.
birazcık da lyricsi:


"If I cut off your arms and cut off you legs would you still love me anyway?
If you're bound and youre gagged, draped and displayed would you still love me anyway?
Why don't you love me anyway?
Why don't you love me anyway?"

anlam karmaşası

ne zaman kafayı bulmak istesem,ki çoğu zaman birayla oluyor bu,bazı bazı da ucuz bulunmuş bir şişe kırmızı şarapla..kendimi duman açıp dinlerken buluyorum nedense..yani çok merak ediyorum sebebini.neden ille de duman?
aslında konu bu değil.konu,benim günlerdir radiohead kafasında olmam.dün paranoid android olarak zuhur etmişti bu durum.şimdi de karma police olarak kendini bir gösteriyor bir çekiyor.
for a minute there I lost myself...cümlesi takıldı kafama özellikle.
bişey dicem benim uykum geldi yaa..
adamın cümleleri sanki yumuşak bir tereyağı gibi kayarak,eriyip gidiyor.yumuşacık.
kelime eksiğim var.biliyorum.farkındayım.daha türkçeyi düzgün konuşup yazamazken...
led zeppelin açıyım mı?  bunun kafası çok güzel bak,öyle böyle değil.kaç kere dedim hala da derim.bu Tanrısal bir müzik grubudur.iddia ediyorum ki öyledir.yemin edebilirim.
gitarın ağlaması diye birşey gerçekten varsa ahanda işte bu adamların şarkılarında vardır.
çok da birşey söylemiycem,gerisini siz keşfedin.


Baby, since I've been loving you,
I'm about to lose,
I'm about to lose, lose my worried mind.



...


tırnaklarımı kemirip ayaklarımın ucuna bakarken,
seni buldum ve sanırım bırakmıycam.
en azından bırakmayı düşünmüyorum.

bana aitsin işte!
keyifli bir bencillik bu.

birlikte tom waits dinlemeye ne dersin?
hani o balgamlı sesli adam..
fakat söz ver; 
söz ver ki sonsuza kadar dinleyebilelim,
birlikte.

hava 5 derece bile olsa
ellerimi bırakmasan hani

çok çişimiz gelse
sen prostat bile olsan
çişimizi tutamasak bile
birbirimizi bırakmasak hani..

müzik içimi okşuyor,
sen de öyle.

sanırım şarkıyla birlikte kalan aklımı da kaybettim...


16 Kasım 2011 Çarşamba

 tuhaf

Fakat ben bir sürüngenim,
bir ucube..
burada ne bok yiyorum böyle?
buraya ait değilim.

canımı acıtması umrumda bile değil;
kontrolü ele geçirmek istiyorum,
mükemmel bir vücut
ve mükemmel bir ruhla birlikte..
orada olmadığımda bunu farketmeni istiyorum.

tıpkı bir melek gibi,
tenin bende ağlama isteği uyandırıyor.
güzel bir dünyada,
süzülüp giden bir tüy gibi..

burada ne bok yiyorum ben?  

7 Kasım 2011 Pazartesi

Geç Oldu Ama..

çok zaman geçti be aradan.yaklaşık 5 ay falan..ben de farkındayım..ama bir türlü tatil miskinliğinden kurtulup kıçımı toplayamıyordum işte..tekrar imla hatalarına kulak asmaksızın,gönlümden geldiğince,ruhumun saçmalıklarını dökebildiğim bu platforma döndüm işte..beni özlemiş miydin?..cevabın umrumda değil..
başlıyorum:
...
mayıs ayı bok gibi geçmişti..sen de biliyorsun ki,en az mayıs ayı kadar bok olan bir ilişkiyi yeni bitirmiştim..bitirmiştim diyorum,çünkü o ilişkiyi sanırım kendi kendime yaşamıştım..sonunda bu rahatsızlıktan yine kendi kendime kurtuldum ve bitirdim işte..
haziran ayı gelip çattı..bir adamla tanıştım..bu arada kendimce bahanelerle hala istanbul'da kalıyordum,kendi evime,şehrime dönmemiştim(gerçi orası hiçbir zaman benim şehrim olmadı ya..).
adama gelince;gözlük takıyordu,benden biraz uzundu.açık renk kısa saçları vardı..o sırada onu beğenip beğenmediğimi bilmiyorum bile..sadece hava aşırı sıcaktı ve kendimizi biran önce bir cafenin gölgesine ve serinliğine atmayı düşünüyorduk.en başında nasıl tanıştığımıza gelince,herkesin aşina olduğu sosyal paylaşım sitesini bilirsiniz..ve buna ek olarak ortak müzik zevkimiz diyerek çıkıyorum işin içinden.
işte biz sıcakta koştura koştura güneşten kaçarcasına  yürürken,sonunda bir mekan bulup attık kapağı.yorulmuştuk..konuşacak halim yoktu..o,yüzüme bakıyordu sürekli.ama ben utanıyordum.zaten oldum olası sıcağı sevmem..sıcaktan kaçayım derken hızlı yürürüm ve böylece suratım kıpkırmızı bir halde çirkin bişeye dönüşürüm..birer ice tea içip kalktık..hemen hemen hiç konuşmadık sanırım.
Moda sahiline yürümek iyi bir fikirdi..o sırada hava kapatmaya başlamıştı..gökyüzü bir anda griye kesti..hafifçe yağmur yağmaya başlamıştı..genç çiftler ağaçların altına sığınıp,orada öpüşüyordu..biz de bir ağaç bulduk kendimize..o saniyelerin hayatımı değiştireceğini,hem de çok hoş bir yönde değiştireceğini bilmiyordum..yağmur nedeniyle gözlük camlarında su damlacıkları birikmişti..sevimliydi..açık teni gözüme hoş görünüyordu..o anki sessiz sakin tavırlarının altında gerçekte yatan vahşi savaşçıyı görememiştim..
yanağına doğru uzattım dudaklarımı..başını çevirmişti..ilk öpüşmemiz böyle oldu..bunları yazarken midemde hala da garip bir heyecan duymam enteresan doğrusu...
ve o günün gecesinde artık bir sevgilim vardı.

28 Mayıs 2011 Cumartesi

Only Happy When It Rains

yazmayalı 16 gün olmuş...bu zaman zarfında bütün finalleri atlattım,2.sınıfı iyi kötü bi şekilde bitirdim,itü sözlüğe dadanıp yazar oldum,şuan da da polen alerjim azdı,falan filan..
hava kapalı bi kaç gündür.tam yaz geldi artık,böyle sıcak devam eder diye düşünürken,böyle oldu işte..neyse fena da olmadı.benim en başından beri süregelen melankolik ve depresif ruh halim için biçilmiş altın kaftan mı derler ne derler hah ondan işte...ve ben de napıyoruuuum her zamanki gibi açıorum garbage ımı ,arkama yaslanıyoruuum ve bi sigara yakıyorum.hadi bakalım kolay gelsin!

al sana benden bi kıyak.çevirisini de yazıyorum na buraya:

ben sadece yağmur yağdığında mutluyum
sadece işler karışık olduğunda..
kıymetini bilmediğini bilmeme rağmen
ben sadece yağmur yağdığında mutluyum
bilirsin ben haberlerin kötü olmasını severim
ve neden mutsuz olmak bu kadar güzel hissettirir?
acını aşağı boşalt,
üstüme boşalt bütün acını..
herşey yanlış gittiğinde iyi hissediyorum
sadece üzücü şarkılar dinliyorum
ben sadece yağmur yağdığında mutlu oluyorum.
ben sadece karanlıkta gülerim
kendimi sadece gecenin en karanlık zamanı rahat hissederim
bunu sana kazara söylememiştim
ben sadece yağmur yağdığında mutluyum.
içinde olduğum zaman boyunca mesajı alacaksın
ben ve sen hakkında şikayet etmeye başladığımda..
acını boşalt ,
acını üzerime boşalt..
benimle arkadaş olarak kalabilirsin
önemsemediğin sürece..
yeni saplantımı duymak ister misin?
derin bir depresyona doğru sürükleniyorum
acını üzerime boşalt,
ben sadece yağmur yağdığında mutluyum.

12 Mayıs 2011 Perşembe

öksürük şurubuyla kafa olmak

evet şu anda tam da düşündüğüm şey bu sevgili blög;
uzun zamandır sana yazamıyorum farkındaysan.naber,nasılsın görüşmeyeli?çocuklar gene huysuz mu?
lan ne diyorum ben..poff,o değil de harbiden hastayım ben blogcan.sümüklü sümüklü dolanıorum etrafta mal gibi.
öksürüp tıksırmam ve boğaz ağrısı da cabası..
bugün hastaneye gitmeye yeltendim doğal olarak.ama beni bilirsin, hastane fobim var.bi kaç kere bayılarak bunu acı bi şekilde tecrübe ettim.bir de o hastanenin kendine has iğrenç ve rutubetli kokusu yok mu..neyse şimdi klavyeme kusarak onu pisletmek istemiyorum.bi de hasta halde onu temizlemekle uğraş,işin yoksa tuşları çıkar tek tek altlarını temizle.bak yazmaktan bile yoruldum şuan,temizlemeyi bırak..
herneyse ben de eczaneye gidip ilaç falan alayım dedim en iyisi.öksürük şurubu ,tylol hot ,soğuk algınlığı hapı falan aldım.şimdi de portakallı öksürük şurubumla kafa olmaya çalışıyorum..şaka lan şaka..ama keşke olabilsem.
yahu bir de finaller var kapıda.şimdi yumurta popoya terse gelince..durumunu yaşıyorum bildiğin.ya da herzaman olduğu gibi çöldeki bahtsız bedevi sendromu..
şuan çıldırmam içten değil.. sebebi de bilgisayarımdaki office programının deneme sürüm tarihinin dolmuş olması..bende 2010 office in deneme sürümünü indirmeye çalıştım gel gör ki bu sıçtığımın yurdunun internet bağlantısı yüzünden koca bir gün geçmesine rağmen daha %46sı inmiş durumda..2.bir sorunumu da yazayım da çeşni olsun bu duruma ilaveten..şimdi benim laptop da hem google chrome hem de internet explorer var.bu 2.zatın da güncelleştirilmesi ıvırı zıvırı gerekliymiş.bu güncelleştirmeyi de indirdiğim halde ikide bir hata veriyor göt herif...afedersin..(mahçup ifade,yüz kızarır burda)...chrome u açayım diyorum bu sefer de iki saat ana sayfayı açamıyor deyus..neyse acayip gerginim.gidip bir sigara yakmalı.pof!

8 Mayıs 2011 Pazar

to be a gunslinger or not to be


I do not aim with my hand; I aim with my eye.
He who aims with his hand has forgotten the face of his father.

I do not shoot with my hand; I shoot with my mind.
He who shoots with his hand has forgotten the face of his father.

I do not kill with my gun; I kill with my heart.
He who kills with his gun has forgotten the face of his father.

~Roland of Gilead~

6 Mayıs 2011 Cuma

4 Mayıs 2011 Çarşamba

comfortably numb?



eh bukadar kazık yedikten sonra,insan ciddi manada aşk kavramından soğuyo tabi haklı olarak..ne diyelim? acı çekmeye doymayan kafama sıçayım tekrar tekrar..neyse faktır edip gitmek istiyorum sayın seyirciler.ahanda bu nefis parça da  benden size hedaye!alınız tepe tepe kullanınız..olur olmaz kimselere güvenmeyiniz,aşkınızı,kalbinizi,bedeninizi,tokanızı,tarağınızı vermeyiniz..sonra benim gibi dört döner durursunuz böyle,anca bloglara karaladığınız şizofrenik yazılardan medet umarsınız sonra da.

onu geçtim,harbiden şu an hiç bişey hissetmiyorum..ne acı,ne keder,ne de melankoli..tamamen nötrm yani.."numb"ım yaneğğ..daha da açayım mı konuyu?'bok' gibi bile hissetmiyorum.te oka!
hade bays.

(eh arada bu kafaya gelmek lazım,yoksa cidden çekilmez oluyorsun be hayat.hatta ve hatta fahişe gibi oluyorsun be hayat.)

2 Mayıs 2011 Pazartesi

Howard Phillips Lovecraft



şu yukarda gördüğünüz zat-ı muhterem var ya..ha işte bu nalet gelesi adam yüzünden(aslında bi yandan da adamın kafa yapısına hayran olup,kendisini favori yazarlarımın arasına koymaya karar verdim),sabahın 9 una kadar uyku tutmadı beni..vay neymiş efendim,yok şatonun dibinde eski bi tapınak varmış da bi yığın insan-hayvan kemiğiyle dolup taşıyormuş da,ondan sonracıma adam burada bi çılgınlık anıyla yanındaki arkadaşına saldırmış da,ondan sonracıma bi yerlerde de psikopat bi bilim adamı ölüleri diriltmeye çalışırken onları birer zombi haline getiredursun,ha bi de şeytani portreler çizen iblis  kılıklı bi ressamımız da var,falan filan derken işte bu sebeplerden dolayıdır ki,yatakta döndüm durdum bi o yana bi bu yana.."ulan pek bi sevgili H.P.Lovecraft beyefendicimiz,sen nasıl bir kafadasın yahu? ya da..zaten ölüp gitmişsin de,neyin kafasını yaşamışsın da bunları yazmışsın?harbiden çok başarılısın lan,taptım sana.."gibi içsel  konuşmalar geçti kafamda uyuyamazken..şimdi bu adama harbiden kaleminin hakkını vermek gerekir diye düşünüyorum ve zaten şuan bile bu adamın anlatılarından yola çıkarak oluşturulan "Cthulhu" mezhebi ve buna inanlar varsa..varın siz düşünün.zaten şuan okuduğum kitabının adı "Cthulhu'nun Çağrısı".öykülerden oluşuyor.ve ben de tam da bu öyküye gelene kadar okudum kitabı..yani bu öyküyü de bitirdikten sonra ondan burda da bahsedicem tabi,daha sonra..
edebi açıdan bakarsak,ben; stephen king'in 20 ye yakın kitabını okumuş ve sinemaya uyarlanmış pek çok eserini seyretmiş,edgar allan poe denen gothic edebiyatın tanrısı sayılan edebi şahsiyetten de azbuçuk anlayan ve bu tarz eserleri seven biri olarak.."bu adamın kalemi harbiden çok güçlü ve etkileyici ulan" demek istiyorum sayın dinleyiciler.elimdeki kitabı sabahın 6sına doğru okudum ve okurken de tırım tırım tırstım ne diyim,yani adama ne beddualar okudum ne belalar burada derinlemesine söylemiycem.ama gerçekten de altıma sıçtım sıçıcam o vaziyetteydim..şimdi bu adamı okumayan birine bu sözlerim çok yavan ve hatta abartı bile gelebilir..ve hatta "ulan ufak at biraz sen de be!"bile diyebilirsiniz..ama gerçekten de öykülerini okurken kasıldım.çünkü,adam insanlığın en büyük korkusunu malzeme olarak kullanmış zaten..bilinmeyenin verdiği korku..mesela bir öyküsünden kısaca bahsediyim de anlamaya çalışın az çok..
bir adam çarpık çurpuk evlerin olduğu karanlık bi sokaktaki kötü bir evde oturuyor.ve her gece üst kattan keman sesleri geldiğini işitiyor.bir gün yukarı çıkıp bu kemanın sahibiyle tanışıyor.yaşlı,sefil ve uğursuz görünüşlü bir adam kemancımız.bir süre sonra bir şeyler oluyor.kemancı o gotik,ürpertici melodiyi çaldığı ve adam da onu dinlediği sırada bir rüzgar esiyor ve perdeler ile odanın masası üstündeki kağıtlar uçuşmaya başlıyor.adam uçan kağıtların peşinden pencereye doğru gidiyor ve manzara şok edici..şimdi aynen alıntı yapıyorum öyküden:
...Ancak,mumlar titreşirken ve çıldırmış keman gece rüzgarıyla ulurken,o tavanarası pencerelerinin en yükseğinden baktığımda,aşağıda hiçbir şehrin uzanmadığını ya da anımsanan sokaklardan dostça ışıkların parıldamadığını,yalnızca sınırsız bir boşluğun,devinimle ve müzikle dopdolu,yeryüzündeki hiçbir şeye benzemeyen,akıl almaz bir boşluğun karanlığının yattığını gördüm.Ve orada durmuş dehşet içinde bakarken,rüzgar o eski,sivri tepeli tavanarasındaki iki mumu da söndürerek beni vahşi ve anlaşılmaz bir karanlıkla,önümde kargaşa ve kıyametle,ardımda ise geceye uluyan o kemanın şeytani çılgınlığıyla baş başa bıraktı...

düşünsenize..pencereyi açıp bakıyorsunuz ve ..aslında orada hiçbir şey yok..sadece sonsuzluk,bilinmezliğin verdiği korku ve dehşet..sadece ürperiyorsunuz ve kasılıyorsunuz..başka söze gerek yok sanırım..tavsiye ediyor,sevgi-saygılarımızı yolluyoruz efenim..buarada "cthulhu" öyküsünü de okur okumaz burda eleştirimi paylaşıcam..hadi bay!

1 Mayıs 2011 Pazar

bugün rüyamda şu meşhur hard rock grubu Guns  N' Roses'in solisti Axl Rose'u gördüm..sanırım kıçım fena halde açıkta kalmış.yahut contayı iyice sıyırmaya başladım..ama telaşa mahal yok..çünkü adamla hiçbişey yapmıyorduk..yani ben masumum polis bey!..şimdi,axl beyciğimiz bi hatunla yatakta(!) oturup konuşuyordu..ya vallaha ciddiyim bak,sadece oturup muhabbet ediyolardı masum masum..ben de onlara bakıomuşum falan..neyse sonra farklı bi rüya gördüm ki ona hiç anlam veremedim.böyle gothic'imsi bi rüyaydı..sanki "corpse bride"filminin tonlarındaydı etrafım falan..neyse o rüya da silindi gitti tabi uyanınca..
onu boşver de;yahu bu pazar günleri niye bu kadar kasvetli bu kadar iç sıkıcı bu kadar yalnız ve hüzünlü oluyor her seferinde anlam veremiyorum..sigaram da bitti zaten.şimdi işin yoksa,tee carrefour'a kadar yürü almak için.neden?çünkü buraya en yakın market o da ondan.bir de canım içmek istiyodu zaten,gelirken bi iki kutu da efes kapar gelirim fena olmaz..ya bu aralar her haftasonu içmeye de fena alıştım ben ha,ne olcak böyle bilmiorum..bu arada bunları okuyan biri de ( o da varsa tabi) beni alkolik falan sanıcak..yok yavrum yok,ben iyi aile kızıyım bakma sen böyle saçmaladığıma,metal müzik dinlediğime ya da bukowski okuduğuma(!)ben normal hayatımda(hani derler ya hep laf arasında;ben normal hayatta şöyleyim yok böyleyim gibilerinden,ulan zaten hayat hayattır bi de normal hayat-anormal hayat diye ikiye mi ayrılıyo da biz bilmiyoruz..tamam farkındayım ben de bazen hayatın tuvaletteki boktan da beter olduğunu,ama saçma geliyor yani cümleyi bu şekilde kurduğunuzda.ona istinaden şeediorum.kapa parantez)gayet kedi gibi bi insanım..sessiz sakinimdir.damarıma basılmadığında da pençelerimi göstermem,saklarım.ha yine de içten pazarlıklı bi insan da değilimdir.aklıma geleni şıp die söylerim.saflığım çoktur o konularda da..(ulan ben şimdi niye durup dururken kendimi övmeye başladım onu da anlamış değilim..sigarasızlık başıma vurdu kesinlikle..evet!)

ha bir de; dün sabahın beşine kadar pc başında olduğum için enteresan şeylere rasgeldim.bunlardan birini paylaşayım istiorum burda.ahanda yukarda gördüğünüz gibi oluyor..efendim bunlara "Gif"deniyomuş..onu da yeni öğrendim..yani hareketli resim gibi bişey işte..ama ben çok sevdim ve bunlardan bikaç tanesini indirdim..alakalı ya da alakasız,onları da burda paylaşmaya devam edicem..şimdilik mucuk.sigarasızlıktan gebermeden gidiorum.. ALOHA!

NÖT:buarada resmin üstüne tıklamanız lazım sanırım.yoksa gif hareket etmio..burdan da pulp fiction"a selam ederiz efendim.hepimiz quentin tarantinoyuz!..

27 Nisan 2011 Çarşamba

bugün,naçizane istanbulumuz'da güneşli ve güzel bir salı günüydü..normalde salıları pek sevmem.itici gelirler bana.ama bugün sevdim işte..dersim erkenden bitti,otobüste,acaba kadıköye gitsem mi yoksa hemen odama gidip uyusam mı sorunsalını yaşadım bi süre.sonra güneşin çağrısına dayanamadım ve attım kendimi kadıköye..alkım kitabeviyle giriştim işe..rafları gezdim bir bir..fantastik romanlar,bilim kurgu kitapları,dünya klasikleri ve psikolojik gelişim kitaplarına kadar her halt vardı ve benim ağzımın suları akıyordu bu kağıt kokan dünyada(başka ne kokucaksa zaten..hey allahım!).gel gelelim cebimde 15 liradan fazla para yoktu..bi kısmını bi paket sigara almak için harcamıştım zaten..olsun,bakmak parayla değil ya..(bendeki de tam türk zihniyeti yahu)..işte ben aval aval dolanırken etrafta,raflardan birinde 'bukowski'kitaplarıyla karşılaştım..birinin adı:Kimse bilmez ne çektiğimi'ydi..şiir kitabıymış..arkasını çevirdim..şu dizeler vardı:

ve aşk iki kez geldiğinde
ve iki kez yalan söylediğinde
bir daha asla sevmemeye karar verdik,
böylesi adilaneydi,
bize ve aşkın kendisine.

ne merhamet dileniriz ne de
mucize;
yaşayacağız,
öleceğiz, sinek
öldüreceğiz, boks maçlarına
ve hipodromlara gideceğiz, hayatımızı
sırf talih ve yetenekle sürdüreceğiz.

gerçekten bu adam tam da benim kafadan diye geçiriyorum şuan bile içimden..hatta ben böyle bi adamla sevgili olabilirdim..yani bukowski'nin ta kendisiyle demek istiyorum..bunun sebebi delirmiş olmam ya da artık acı çekmekten zevk alır hale gelmem değil,bu adamın kafa yapısını,yazılarını ve kendince yazdığı argo ama bir o kadar doğal bulduğum öykü ve şiirleri yüzündendir.ama elbette ki sonucu biliyorum,böyle bi adamla sevgili olursam ya boynuzlanırdım ya da ben onu aldatırdım..ya da birbirimizi öldürürdük dırdırdan gibime geliyor..ha içmek dersen orası ayrı..orda elimden geldiğince katılırdım beyefendiye...ehe!..

her neyse...ağzımın salyalarını kitapların üstüne akıttıktan sonra  akmar pasajına uğradım.biraz da orada turladım..sonunda 5 liraya Romeo ve Juliet'in orijinal versiyonunu aldım geldim odama..merak ediyorum bakalım nasıl,bukadar şişirildiği kadar var mı?..şaka bi yana onu da okuduktan sonra burda bizzat eleştirisini yapıciim tabiki de.onu da başka bi yazıda anlatırım..neyse ben yatar..yarın erkenden ders var malumunuz..buradan sevgili Henry Charles Bukowski beyefendimize de "rest in peace" diyor ve yazdığın her şeyi iyi ki yazmışsın diyorum.ahanda sana kalp...<3

26 Nisan 2011 Salı

---

bazen öyle anlar geliyor ki..şu an da onlardan birisi mesela,'kendim' bile gözüme çok sahte,çok yapay görünüyor..hiç bi bok zevk vermez ya hani o anlardan birindeyim şimdi..böyle herkese sataşasım var,herkesin yüzüne gidip tüküresim..sanki toplum tarafından sindirilip atılmış birer iğrenç yemek artığıyız..berbat,leş gibi kokan ruhcuklarımız var..bedenlerimiz de yapay zaten,onlardan hiç bahsetmiyorum..nasıl bu kadar depresif ve melankolik olmayı beceriyorum onu da bilmiyorum..ama bişeyler yapmak lazım.farkındayım..ama başlangıcı bilemiyorum..yani ipin ucunu..hani banta ihtiyacınız olur da bazen aceleden,bantın ucunu bi türlü bulamaz dakikalarca kıvranırsınız ve sinir basar ya..aynı bu hal içindeyim işte bikaç aydır..aslında çözüm çok basit..tabi 'dil'de çok basit..bu sorunların %80 ini oluşturan kişiyi hayatımdan çıkarmak..ya da hayatımda kalmak istiyorsa da,aklını başına toplayıp bunu bir an önce yapmasını sağlamak.poff,iyice sıkıcı bi insan olmaya başladım sanırım..bunları biri okusa emo damgası yerim kesin ehühüehü..=) neyse,bir şekilde hala gülebiliyorsam umut var demektir blögcan ..mucuk!

6 Nisan 2011 Çarşamba

boys don't cry

al sana bi The Cure şarkısı daha...aaa ne oluyor ayol böyle 2 gündür kaptırdım kendimi bu adamlara gidiyorum..bu arada 76 yılında kurulmuş bu grup da..ve ben daha  dün keşfettim sayılır..çüş oha diyorum kendime...bugünki lyrics konumuz da 'erkeklerin ağlamayacağıymış,gözlerindeki yaşları saklayarak gülmeye devam etmeleriymiş'.ben Robert Smith efendinin yalancısıyım.fakat şöyle bişey var;insan sonuçta insandır ve içinden geldiyse ve o an koşullar bunu gerektirdiyse neden ağlamasın ki?yani neyi,kimden,niçün saklıyoruz dimi efenim?buarada türkçeyi eksik harflerim ve cümle başında büyük harfle başlamayan kelimelerimle katletmeye devam ediyorum..hıhohohha!-çok komik sen de gül.-ne dedin.. iğrençsin miğ?dur şimdi ben öteki beyzaya  2 dakka da haddini bildirip geliorum..hanım nerde benim baltam?

buarada içsesler birbirleriyle çarpışa dursun,biz bu naçizane şarkımıza geri dönelim:

robert efendi,artık hatuna ne yaptıysa bin pişman olmuş,şimdi de yalvarıyo.üzgün olduğunu,hatta hatunun ayaklarına kapanıp af dileyeceğini ama çok geç olduğunu ve yapılacak bişey olmadığını söylüyor.'kalıcağını bilsem,seni sevdiğimi söylerdim..ama sen çoktan gittin.'(pişmanlık tabi dizboyu)'senin limitlerini fazlaca zorladım,seni çok fazla uzağa ittim'...vs vs diye devam edio bu salya sümük hönkürme.veeeee:fakat hala gülmeye devam ediyorum ,gözlerimdeki yaşları saklayarak,çünkü erkekler ağlamaz,erkekler ağlamaz ...diye finali gerçekleştiriyor beyimiz...eh bak şimdi;abe sivri zeka,abe Edward Scissorhands kılıklı adam!sen ye naneleri,üz hatunu,kır kalbini malak gibi,sonra af dile,pişmanlık ağıtları yak.feryat figan şarkılar,ağıtlar düz.aferin be koçum..sen de-heartbreaker- erkekler kulübündenmişin de haberimiz yokmuş.allah bilir artık ne haltlar karıştırdı da kadıncağız terk edip gitti bilemiyoruz.ya o değil de ben şimdi bu adama niye bu kadar pöykürdüm,orasını da anlamış değilim.dolmuşum demek ki..her neyse..
bari şarkıdan bikaç kuple bişi paylaşıyım da ağzımızın tadı yerine gelsin iyi mi :

I would tell you
That I loved you
If I thought that you would stay..



Now I would do most anything
To get you back by my side
But I just
Keep on laughing
Hiding the tears in my eyes
'cause boys don't cry
Boys don't cry
Boys don't cry !!!




soldaki zat-ı şahaneleri oluyor kendisi tabi ki de..buarada kendisine biraz saydırdık ama olsun,bi müzisyen olarak saygımız sonsuzdur robert abicim,saygılarımızı sunarız,the cure'u da pek bi severiz..benim çıkışmamın sebebi erkek popülasyonunun genel olarak düştüğü bazı hatalardan kaynaklanan bi sıkıntıydı.üfledim geçti.ehe!



5 Nisan 2011 Salı

melankoliye daldım gene..

Varsın onlar bi köşede somurtup otursunlar..Onlar ne sevgiden anlar  ne de eğlenmekten.Kendileri mutsuz olduğu için seni de mutsuzluğa sürüklemeye çalışır bunlar..Varsın olsun..Başaramıycaklar...

Yahu melankolik olmıyım dedikçe böyle oluyor.Ne yapalım.Böyleyken daha yaratıcı hissediyorum kendimi ve yazınca gerçekten de rahatlıyorum.Olumsuz düşünüp durmak istemiyorum aslında.Ama hayat kocaman bi kaos sanki..Bugün yine bi şarkı keşfettim sevgili blog.Daha doğrusu daha önceden duyduğum bi gruptu The Cure.Bikaç şarkısını dinlemiştim.Ama The drowning man'in bu kadar şahane ama bi okadar melankolik olduğunu bilmiyordum.Şuan fonda çalıyor bilmem kaçıncı kez.Demiştim ya,ben bi şarkıya taktım mı tam takarım hıhohaha.

Buraya bütün lyricsi yazmıycam ama en beğendiğim kısmını paylaşayım:

I would have left the world all bleeding
Could I only help you love..



Everything was true
It couldn't be a story

I wish it was all true
I wish it couldn't be a story
The words all left me
Lifeless
Hoping
Breathing like the drowning man

You leave me
Breathing like the drowning man...



Şarkıdan sanırım şunu anladım..Bi hatun intihar ediyo..Sanki o dünya,o hayat hiç varolmamış,sanki hiç yaşamamış gibi..Son anda pişmanlık duyuo ama dalgalar,su,karanlık,ölüm ve sonsuzluk onu kaplıyo ve acısını alıp götürüyo.Arkasında yaralı ve acılı bi adam bırakarak..Erkeği onun için yas tutuyo;beni sevmen için,bütün dünyanın kanamasına göz yumardım..diyerek..Ama işe yaramıyo.Sevdiği kadının arkasından adam da ölüyo aslında..Halsizce umarak,boğulmakta olan bi adam gibi nefes alarak...O da ölüyor sevdiğiyle.Çünkü boğulmakta olan bi adam daha nekadar süre nefes alabilir ki??

4 Nisan 2011 Pazartesi

hellö.


yeniden yazmak ne güzel ne şeker ne tatlı bişi..yahu aslında,aklıma yazıcak bisürü konu geliyo fekat ben bunları derleyip toparlayıp bir de içime sindirip bitürlü yazıya dökemiyorum.çünkü burda hadise,yazının içine sinmiş olması..her neyse..bugün melankolik şeyler yazıp ortalığı da kendi ruh halimi de iyice bulandırmak istemiyorum..saat geç de olsa,bi şarkı buldum bugün.keşfettim daha doğrusu..şimdi;Ayo diye bi hatun vardı."Down on my knees" şarkısı ben lisedeykene power fm'de çalınır dururdu..ulan harbi bu arada power fm'i dinlemeyeli de neredeyse yıl oluyo.çünkü müzik zevkime hitap etmio artık.ve eminim ki genelde Lady Gaga,Katy Perry tarzı,bana göre zırvalık ya da ingilizcesini de söyliyim garbage tarzı müzik çalıyorlardır.hatta 'castın biber' bile olabilir huohaoah! evet sadece kendim güldüm biliyorum..neyse..şimdi bi anda esti,'down on my knees' i açayım dedim..dinledim.hala da gayet güzel geliyo kulağa.sonra kenarda 'suggestions' kısmında hatunun diğer şarkıları da var.'Lonely'i açtım..kitlendim..Allah'ım sımsıcak bi şarkı yahu..klip de güzel.böyle güneş ışığı hatunun başına vurup yansıo falan,insanın içi ısınıo cidden .bir de klibin sonunda I need you and you need me.. diyerek gülümseyişi var,beni benden aldı..artık afrikalıları daha bi başka seviyorum..bu arada bu hatun da başak burcuymuş ve Almanya doğumlu bir Nijeryalı'ymış..öyle işte

yaz gelsin artık hıyaaa!

20 Mart 2011 Pazar

yok işte konu falan.

bi adam tanıdım..
bana 'güzel bi gülüşün var' demişti..
ve ben o adama aşık oldum.
ama şimdi o adam yok.
sanki hiç olmadı.
ya da buharlaşıp gitti..
uçtu avuçlarımdan.
şimdi nerde olduğunu sorsan bilmem.
kendi de söylemez nereye gittiğini.
dedim ya belki de öyle biri hiç olmamıştı.
ben hayalimde yarattım onu,
hayalimde öpücükler kondurdum dudaklarına.
hayallerde sarıldım.
dedim ya işte belki de hiç yoktu o adam.
şizofrenliğim tutar çünkü bazen..
öyle işte..karmakarışık bir hal.

11 Mart 2011 Cuma

selam dünyalı!

ulan benim niye blog sayfam yok ki? diye içlenirken,benim ne eksiğim var hiyeeyt diye dört dönerken,bugün itibariyle,görmüş olduğunuz üzre bu sayfada saçmalamaya ve zırvalığın suyunu çıkarmaya başlıyorum.derken beynim durdu.aslında yazıcak okadar çok şeyim var ki..bi anda çıkmadı hepsi naabalım.buarada türkçeyi katledip,devrik ve imla kurallarına aykırı bişekilde yazıyosam da kusura bakma sevgili blog,blög yada bloğ.her neysen..buarada içimde bi toblerone ağacı filizlenmekte günlerdir..ve sıcak çikolatayla da depomu haddinden fazla doldurdum..ama şöyle ki,bana göre,jazz dinlerken sıcak çikolata ya da nescafe ya da türk kahvesi dahi iyi gidiyor.hatta üstüne bir de sigara yaktın mı tamamdır.üstüne bi de Tom Waits'den bi şarkı gelsin..oh mis! neyse şimdilik bukadar blög.daha sonra ,uygun bi zamanda,görüşmek üzere.çav!


ha bu arada aklıma gelmişken..hepimiz hobbit köyde yaşasak ne iyi olurdu demi?böyle yeşil falan...