29 Mart 2012 Perşembe

alfabetik zamazingo

Aşk nedir,hâlâ bilmem.
Badanalamalı  mı badanalamamalı mı?
Cinayeti kör bir kayıkçı gördü.
Çamlıcanın en güzel yerinde hem de!
Dedim dedim inanmadınız demiş temel.
El elin eşeğini türkü çağıra çağıra...
Fuck the fuckin fuckers.
Gel buraya bişi dicem.
Ğrrrr diye mırıldandı kadın.
Hamleni yap silahşör!
Israrlı çalışmalar sonucunda nihayet bir koca bulmuştu.
İğrenç kokular sarmıştı dört bir yanı ruhlar çürürken.
Japon balıklarımı gömdüm kediler yemesin diye.
Karanlık kapladı orta yeri.
Lamba yoktu oysa ki cehennemî zindan odalarında.
Masanın üstünde duran cay bardağını kaptığım gibi..
Nane şekerine alerjisi olan çocuklar vardı.
Orospularım,benim hüzünlü orospularım.
Ömrüm boyunca seni seveceğim diyordu güzel bir yalancı.
Papatyaları bir kafese tıkıştırdım.seslerine dayanamıyordum.
Ramses ağlıyordu usul usul nil kıyısında.
Sylvia plath-laştıramadıklarımızdansınızdır.
Şimdilik ölümüne dek hayattasın.
Temiz bir uyku çek" dedi.belki yarın yaşıyor olmazsın.
Umutla dolu bir yatakta yattım.uyandığımda her şey aynıydı.
Ülkeler coğrafyası" dedi hoca,zor bir konudur.
Vakti zamanında bu kentte yakışıklı bir prens yaşarmış.
Yayını gerdi ve avını sol bacağından vurdu.
Zaman dediğin bir sinek kanadı tanrı'nın gözünde.





28 Mart 2012 Çarşamba

a drop of True Blood



IT HURTS SO GOOD...








eveeeet tekrardan selamlar.aradan çok zaman geçiyor.biliyorum.üstelik bir halt yaptığımda yok kıçımı devirmekten başka fakat..ne biliyim tembellik artık ruhuma işlemiş sanki.ayrıca ben nasıl başak burcuyum böyle yahu?oysa ki aşırı çalışkan olup sürekli didinmem lazımdı,astrolojik özelliklerime göre..aslında ilkokuldayken çalışkan biriydim.ama hepimiz ilkokulda çalışkanızdır,çünkü kendi dilimizi yazmayı ve çok daha iyi bir şekilde konuşmayı öğrenmeye başlarız 1.sınıfta.tabi herkes bunu ne derecede başarır ,orası tartışılır.ne haltsa..madem popomun üstünde,ekran karşısında oturuyorum sürekli,biraz farklılık olsun dedim ve 1 sene aradan sonra yeni bir yabancı diziye başladım..hayır dizi yapımcısı falan değilim tabi ki ,şimdi yan anlamlı bir cümle kurdum ya..haha .espri  yapmasam daha iyi.işte neyse yabancı dizi geçmişim sanırım sadece mad men den ibaretti.ona da üniversite 1 de başlamıştım ve bütün bölümlerini izleyip bitirdiğim tek dizi oldu sanırım.yeni sezonu yakın zamanda başlıycakmış.artık onu da internet sitelerine düştüğünde takip etmeye devam ederim.
neyse birkaç gün önce cumartesi True Blood'a başlıyım dedim bu sefer de.iyi olduğunu duymuştum.ama..özellikle sevgilim bilir,bende popüler kültüre karşı aşırı bir nefret ve önyargı var..yani birileri atıyorum;"ayyy game of thrones manyak bi dizi,izlemelisin.." dediği an ordan kaçıp uzaklaşıyorum ve mideme ağrılar giriyor.tek kelimeyle nefret ediyorum böyle durumlardan.herkesin bir nevi özentilikle birbirinden duyduğu şeylerin popüler kültür haline gelmesinden..yani böylece güzel şeyleri de kaçırıyorum belki ama ne biliyim en azından herkesin bahsettiği şey ya da film ya da dizi den bir süreliğine kendimi uzak tutmuş oluyorum..off yazdıkça yazabilirim.yine zehir atma günüm gelmiş belli..




diziye dönersem eğer;henüz cumartesi başladım.ilk 5 bölümü aynı gün bitirdim.ve bugün de 1.sezonu sona erdirmiş bulunmaktayım..dizi hakkında düşüncelerim: bayıla bayıla izliyorum,sürükleniyorum ve kesinlikle çok sexy!
hazır bilgilerim tazeyken,spoiler vermeden biraz dizi hakkında yazayım diyorum.


şimdi bu dizi aslında bir kitaptan uyarlanmış .sanırım adı da sookie stackhouse and southern vampire mysteries'dı.işte sookie stackhouse adında bi hatun var,böyle bar and grill tarzı bi mekanda garson.abisi ,büyükannesiyle yaşıyo.abisi tam bir keyif pezevengi ama onun yanında belediyede amelelik diyebileceğimiz bir işe sahip.büyükanne de tatlı mı tatlı tonton un biri.velhasıl bir gün kızın çalıştığı bara bir vampir geliyor.meğersem artık dünyada insanlarla vampirler birlikte yaşıyormuş,fakat vampirler hala da haklarını hukuklarını savunma peşinde.herneyse bu yakışıklı vampir kızı direk çekio tabi kendine .bu arada hatunun da farklı bir doğaüstü gücü var.karşısındakinin düşüncelerini okuyabiliyo falan fıstık.işte 2 serseri bu vampiri tuzağa düşürüp kanını süzeceklerken kız herifin hayatını kurtarıo ve love story burda devreye girio..bu arada yakışıklı mı yakışıklı,kaşlı gözlü döşü kıllı vampirimizin adı da bill compton.
aha işte şöle bişi:








işte sookie ile bu ikisi sevişiolar falan filan,sonra cinayetler var,şekil değiştirenler var shape shifter mıymış neymiş orjinali..işte daha da nasıl spoiler sız anlatılır bilmiyorum.ama mutlaka izleyin bu diziyi,izlettirin.küçüklerinize masal diye anlatın.şahsen benim bu vampir bill'i her gördüğümde ağzımın suyu akıyor orası ayrı..


esen kalınız.









23 Mart 2012 Cuma

bir acayip rüya

İstisnasız gördüğüm en saçma rüyaydı..

Hani zombi apocalypse 'sinde Sean Connery'nin arabasına binip kaçmayı ya da aşırı age of oynamanın ardından gördüğüm İskoç tarlalarındaki çingeneleri (!) de anlarım da ,dün geceki rüya baya bir ilginçti.Fakat kısaydı allahtan.Aslında gördüğüm bu ruh hastası rüyaların hepsini bir kenara not edebilme şansım olsaydı sanırım bunlardan baya film senaryosu çıkardı.
Dün gecekinde konsept şuydu anacım: hani şu Acı Umut ve türevleri programları yapan adam var ya,Yalçın Çakar mı Çakır mı evet sanırım Çakır'mış şimdi gugıldan teyit ettim..Her ne haltsa ,bunun programına Tim Burton,bildiğimiz Tim Burton telefonla konuk olmuş(!)..Rüyada dahi kendimi sorguluyorum ,ulan bu adamın Flash tv de işi ne var ,what dafuq? falan..Amma lakin ki bu sorularım cevapsız kalıyor ve ben uyanıyorum..

Ulan bir de adamın adını TİM BURTON diye yazmış allahsızlar..Tam takdire şayan ve Flash tv lik .


gerçi Tim burton dediğimiz adam da pek normal sayılmaz ya neyse ..

7 Mart 2012 Çarşamba

seyyar killer







arada sırada sana yazmak iyi geliyor..bir nevi zehir boşaltımı,kafa rahatlaması,arıtma filtresi gibi bir şeysin sen benim için..


geceleri kafasını yastığa koyduğu an uyuyan insanlardan olmadım ben..olamam.olamıyorum işte.
örneğin 6buçukta mı kalkmam gerekiyor,benim yatakta oradan oraya  dönme senfonim 5i buluyor..neyse burada patetik rolü oynayacak değilim.gururlu bir şekilde deşifre ediyorum kendimi sadece..


2 yıldır bu durum yoğunlaştı..üniversiteye ilk başladığım sene biraz daha havaiydim sanki.belki o yüzden bu kadar etkilenmemiştim..belki de 3 senedir yurtta kalan bir öğrenci olmak ,insan sarraflığına açılan etkili bir kapı haline gelmiştir..kim bilir..aslında insanları yüzde yüz tanıdığımı da iddia edemem..eğer tanısaydım bunca acıyı çekmezdim..fakat yine de ,birisiyle birkaç kez muhabbet ettikten sonra onun dürüst mü yoksa samimiyetsiz bir yavşak mı olduğunu az çok anlıyorum artık,,ama yine de "hala neden aynı hatalara düşmeye devam ediyorsun,ya da onlarla konuşmak zorunda kalıyorsun" dersen de.. buna verebilecek bir cevabım yok..


insanlar rol yapar..oyuncudurlar..
seviyormuşçasına,
eğleniyormuşçasına,
insanmışçasına,
inanmış ya da sevişiyorcasına rol..
ölümüne rol..


samimiyetsizlik,çalıp çırpma dünyasında baş aktördür..hani derler ya filmlerde,paranın satın alamayacağı kimse yoktur diye.sanırım bu önerme doğru görünüyor günümüz dünyasında.hele ki sevgili türkiye'mizde.


mesela bazen hatta çoğu zaman diyorum ki;neden bu döl israfları kafalarına birer kurşun sıkıp bir köşede ölüvermiyorlar sadece?onları birer birer ya da kitlesel olarak temizleyip imha etmek mi gerekir?yoksa bir diktatörün yaptığı zulüm gibi görünen şeyler aslında meşru mudur ?


artık diyeceğim şu ki,bazen bok içinde yüzerken insan,bu boktan kurtulmak için elinden geleni feda etmek ister.mesela bir seri katil olmak kulağa seksi gelir..ya da  bu boka batmana sebebiyet veren kişiyi öylece ortadan kaldırıvermek..


ve en çok merak ettiğim çözümsüz sorum:


doğru olan samimiyetsiz ve ruhsuz bir solucan olup çoğunluğa katılmak ve onların yönlendirmeleriyle yaşamak mı yoksa dürüst ve sadece kalbinin ona ne yapması gerektiğini söylediği ;toplumun bakış açısıyla bir "anarşist ya da ruh hastası" mı olmak?


aslında cevap çok açık...


iyi geceler.bu gece bir nebze olsun rahat uyuyacağım.